Öykümüz

ÖYKÜMÜZ

İnsan doğmakla insan olunmazdı. Adam olmak, kadın olmak için; insan olmak  için okumak gerekiyordu. Bu yüzden Rabbi onu yaratıp, dünya gurbetinde  bilgisizliğe terk etmedi. Ona okuyacağı kitaplar gönderdi. Süt aklığında ilkeler  içirdi yüce ilminden.

İnsan yerin yüzüydü, gözleri gök sayfalara bakıp duran…

Zaman içinde bir  gökyüzü kütüphanesi kurdu arayışlarına.

Henüz masum bir bebekken sayfalara  dokundu. Yaramaz bir çocukken Tevrat’ı aldı eline. Zebur’a bir baktı. Genç  olduğunda İncil’i anlamaya çalıştı.

Sıra olgun bir insan olmaya geldiğinde,  Rabbi ona “Oku!” dedi. İnsan bildiğini okuyandı aslında. Gerçek okumayı  bilmeyendi .

İlkin ve hatta ısrarla ”Ben okuma bilmem” dedi. Bilmediğini üç kez  tekrarlaması, bilmek istemesindeki çekingen merakı sonsuzluyordu.

Son kitap Kur’an’dı.

Tevrat’tan, Zebur’dan, İncil’den seçtiği hak sayfaları  son ilahi mesajlarla yenileyen ve mükemmelleyen Kitap!

Aşikar hakikatlerin iki  kapak arasına saklanmasında;

insan zihnini tahrik eden ilahi bir cazibe,  tekamüle telaşlanan nihayetsiz bir arayış itkisi vardı.

Allah ona: ”Oku!” dedi, ısrarla.

“Oku! Yaratan Rabbinin adıyla…O, insanı bir yumurta hücresinden yarattı. Oku!  O, insana bilmediklerini öğreten, kalemle yazmayı öğreten, cömertliğinin sonu  olmayan Rabbindir.” (Alak 1-5)

Kitab’ı oku; bir hayat önerisi olarak.

Küçük evreni; kendini oku, hayatı oku  ve evreni oku!

Okurken gözlerini sığ kıyılarda anlamaksızın oyalama, yüreğini  ver en derininden.

Düşün!

Hisset! Anla!

Öğren ve değiş.

Ve eline bir kalem verdi.

Önce “Oku!” dedi; dolacak kadar oku. Sonra taşır  kendini; yaz.

“OKU”DER bizi bu öyküden çağırarak aldı çatısı altına.  Gözlerimiz sönünceye kadar hep ilk emre bağlı kalacağız. Önce okuyacağız, hep okuyacağız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.